Osiris miti, Mısırlıların sonsuz yaşam arayışının köşe taşıydı. Hıristiyanların Hz. İsa’yı dinlerinin merkezi olarak görmeleri gibi, Mısırlılar da Osiris’i kendi dinlerinin merkezinde görürlerdi.
Osiris tüm Mısır’ı yöneten iyi ve adil bir kraldır. Ancak kötü yürekli erkek kardeşi Seth onu kıskanır ve öldürmek için bir plan yapar. Gizlice Osiris’in ölçülerini alan Seth, tam onun boyuna uygun, güzel süslemelerle bezenmiş bir sandık yaptırır. Sonra Osiris’i bir şölene davet eder. Seth orada bu sandığı ortaya çıkarır. Seth, içine tamı tamına sığacak kişiye sandığı hediye edeceğini ilan eder. Sandığı deneyen kimse içine tam olarak sığmaz. Sonunda Osiris içine girer. Tam o anda Seth ve adamları sandığın kapağını hızla kapatarak üstüne çivi çakar ve Osiris’i içine hapsederler. Sandığı dışarı taşıyan Seth ve yardımcıları onu Nil Nehri’ne fırlatırlar. Osiris boğulur. Sandık sonunda Fenike kıyılarına vurur. Sandık burada bulununca, Osiris’in eşi İsis’e haber verirler. O da Osiris’in cesedini almak üzere Fenike’ye gider ve onu Mısır’a geri götürür.
Seth bunu öğrendiğinde Osiris’in cesedini çalar. Sonra onu 14 parçaya ayırır ve parçaları Mısır’ın dört bir yanına gömer. İsis parçalarını arayarak hepsini bulur. Müthiş bir sihir gücüne sahip olduğundan, Osiris’in parçalarını (sıkı sargılarla) bir araya getirir. Ardından da bir şahine dönüşerek üzerinde süzülür ve Osiris’i hayata geri döndürür.
Mısır sanatında Osiris her zaman ölümle ve yeraltıyla özdeşleştirilmiştir. Basit bir ifadeyle, Osiris ölümden sonraki deneyimi temsil eder; oğlu Horus ise tam tersine, ölümden önceki (yeryüzü) deneyime örnek oluşturur. İşte bu nedenle, yaşayan firavunlar Horus olarak saygıyla selamlanır, ama öldükleri anda Osiris’in kimliğine bürünürlerdi.
Horus ergenliğe ulaştığında, bir savaş sırasında Seth’i yenip kendini Mısır Kralı ilan ederek babasının öcünü almıştı. Annesi İsis ise tüm Mısırlı kadınlar için en üstün örnek haline gelmişti. Kraliçe Kleopatra da resmi davetlerde İsis gibi giyinerek, İsis’in ilahi doğasını paylaşırdı.
