Ortaçağ Avrupası’nda iki tür büyü yaygındı. Bunlardan ilki olan demon büyüsü kötü ruhları çağırarak yapılırdı. (Avrupa kökenli demon, Türkçe’ye genellikle cin olarak çevrilir. Ancak cin tam olarak bu kavramı karşılamaz. Şeytan, cin, iblis, ifrit gibi terimler demon kavramının sadece bir boyutunu ifade eder. Bundan dolayı demon terimini orijinal hâliyle kullandım.) Doğal büyü içinse doğada var olan “okült” güçleri kullanılırdı.
15. yüzyılda yazılan Münih kitabı, demon büyüleri (nekromansi) içeriyordu. Latince yazılan bu kitabın yazarı bilinmemektedir. Kitabın hemen her sayfasında demonlarla nasıl ilişki kurulacağı, göründüklerinde onlara nasıl hükmedileceği ve ortadan kaybolduklarında geri dönmeye nasıl zorlanacaklarıyla ilgili talimatlar vardır. Aslında ortaçağda kullanılan hemen her büyü aynı temel inanç çevresinde şekillenmiştir: Kişi, büyülü formülleri kullanarak demonları çağırır sonra da onları emirlerini yerine getirmeye zorlar.
İçinde yer alan bazı formüllerde Tanrı’nın isimlerinin büyülü söz olarak kullanıldığı Münih Kitabı’nda birçok farklı amaca hizmet eden büyü tarifi vardı: Bir insanı delirtmek, kara sevdaya düşürmek, kur yapılan kişinin kalbini kazanmak, bir büyücüye onu istediği her yere götürebilecek bir at sağlamak, geleceğe ya da gizli şeylere dair kehanette bulunmak, vs.
Kitapta yer alan talimatlardan biri de görünmezlik büyüsüne aitti: Görünmez olmak isteyen büyücü boş bir alana gider ve yere bir daire çizer. Sonra da daireyi tütsüler. Bunun ardından hem daireye hem kendi üzerine kutsal su serper. Bu arada Zebur’dan 51: 7’yi okur. Diz çöküp çeşitli ruhları çağırır; Tanrı’nın adıyla onları gelmeye ve emrini yerine getirmeye mecbur eder. Ruhlar aniden çemberin içinde belirir ve ona ne istediğini sorarlar. O da onlardan bir “görünmezlik kukuletası” ister. Ruhlardan biri gidip, böyle bir başlık temin eder ve beyaz giysisi karşılığında başlığı büyücüye verir. Ritüelin tehlikeleri de vardır: Eğer büyücü üç gün sonra aynı yere geri dönüp de giysisini geri alıp yakmazsa, yedi gün içinde ölür.
