Geçmiş zamanlarda karga, cadılarla birlikte kötülüğün simgesi olarak görülürdü. Babil, Arap, Slav, Kelt ve Germen mitolojilerinde, doğanın kendisine sağladığı üstün yetenekleri sayesinde tanrılar tarafından gönderilen ölüm habercisi olduğu düşünülürdü. Kehanette bulunabildiğine inanıldığı için, kutsal hayvanlar arasında sayılırdı.
Eski gizemciler, acı acı öten kargaların ses tonlarında her biri ayrı anlam taşıyan 64 değişik sesi ayırt edebiliyorlardı. Ancak Ortaçağ ile birlikte gecenin korku veren demonik yaratıkları arasında görülmeye başlayan karga, boş inançlara malzeme olmuştur.
Karga, Cadı Avı Çağı’nda cadının yoldaşı ve yardımcısı olan bir “gece demonu” hâline gelmiştir. Zaman zaman da şeytanla özdeşleştirildi. Kanatlarında veba hastalığı taşıdığı sanılırdı. Cadıların kargalara dönüşerek beşikteki çocuklara musallat olduğuna, yazılarında mürekkep olarak karga kanı kullandıklarına ve şeytanla olan sözleşmelerini karga tüyü ile yazdıklarına inanılırdı.
Karga, kara rengi nedeniyle hastalık, savaş ve ölümün habercisi olarak kabul edilir, kargaların bir çatıya konması eve uğursuz bir olayın geleceği şeklinde yorumlanır. Karga, simyasal işlemlerde çürümeyi simgeler. Kargaların getireceği uğursuzlukların savuşturulması için yere üç kez tükürülmesi gerektiğine, karga beyninin donmuş ayakları iyileştireceğine, baş ağrısını geçireceğine ve kanlı basura karşı iyi geldiğine inanılırdı.
