Dünya etrafında dolanırken Ay’ın görünüşü sürekli değişir. Bu farklı görünümlere Ay’ın evreleri diyoruz. Ayın evrelerinde “dolunay” güzelliğin ve parlaklığın, “hilal” ise yeniliğin, doğumun ve taze hayatın simgesi olarak kabul edilir.
Ay tarihte pek çok toplum tarafından tanrı sayılmış ve onunla ilgili birçok mit oluşturulmuştur. Türk mitolojisinde de bunun örnekleri oldukça fazladır. Meselâ bir efsaneye göre Türkler’in ceddi Ay-Atam’dır.
Uygur Türkleri Mani ve Buda dinlerini benimsedikten sonra “Kök Tengri”ye “Ay Tengri” demeye başlamışlardı. Göktürk boylarından bazılarının damgaları hilal şeklindeydi. Karahanlılar’ın sikkelerinde hilal motifi bulunmaktaydı.
Sumerler’deki ay tanrısı Nanna’nın sembolü hilaldi. Ortadoğu’da değişik adlarla Mısır, Roma ve Yunan medeniyetlerinde görülen gök cisimlerine tapınma geleneğinde ay tanrısı/tanrıçası da hilal şeklinde tasvir edilmişti.
Ortadoğu’da hilal sadece Mezopotamya’da değil çok geniş bir alanda sembol olarak kullanılıyordu. Mısır’da Thot ay tanrısı, İsis ay tanrıçası idi ve başlarında hilalle kuşatılmış kurs bulunan bir başlıkla tasvir edilirlerdi.
Bir rivayete göre Hz. Muhammed, Medine’ye gelen bir elçiye kabilesine götürmesi için üzerinde hilal bulunan siyah bir bayrak vermişti. Hilalin müslümanlar tarafından İslam’ın sembolü kabul edilmesinde bu rivayetin önemli bir rolü olduğu kabul edilmektedir. Hilal motifi bir sembol olarak VII. yüzyıldan itibaren İslam dünyasında kullanılmaya başlandı.
Hilal Osmanlı sancaklarında zülfikarla birlikte temel motifti. III. Selim ordu ve donanmada yıldızlı hilali amblem olarak kullanmıştı. Bu padişahın mühr-i hümâyununun üst kısmında hilal ve altı köşeli yıldız yer alıyordu.
Hilal XI. yüzyıldan itibaren Doğu’da ve Batı’da Hıristiyanlığın sembolü olan haça karşı İslamiyet’in sembolü olarak kullanıldı ve bu durum özellikle İstanbul’un fethinden sonra giderek yaygınlaştı.
