Canavar hikayeleri herkesin ilgisini çeker. Ama nedense bu hikayelere konu olan canavarlar daima uzak diyarlarda, göllerin dibinde veya ormanların derinliklerinde yaşarlar. Yâni öyle kolay kolay gidip görülebilecek yerler değildir buralar. Bu da söz konusu canavarların gizemini iyice artırır. Onlar hakkında bildiğimiz her şeyi, kötü çekilmiş fotoğraflardan ve güvenilmez tanık raporlarından elde ederiz.
Fakat bugün sözünü edeceğim Chupacabra öyle diğerleri gibi “utangaç” bir canavar değil. Anlatılanlar onun insanlara yakın bölgelerde yaşadığını gösteriyor.
Chupacabra hikayeleri ilk olarak 1990’ların sonlarında Porto Riko’da ortaya çıktı: İki ayağı üzerinde durabilen bir yaratıktı bu. Yaklaşık 1,50 metre boyunda ve iri gözlüydü. Uzun pençeliydi. İnsanlar onun çiftlik hayvanlarını öldürdüğünü iddia ediyorlardı.
Bu canavarın daha sonra Meksika, ABD, Şili ve Brezilya’da da görüldüğü bildirildi. İnsanlar ona “keçi vampiri” anlamına gelen Chupacabra diyorlardı. Çünkü kurbanları kanları tükenmiş, kupkuru kesilmiş halde bulunuyordu. Sığırlara, koyunlara, kaz ve ördeklere saldırdığı söyleniyordu.
Olayların yaşandığı yerlerin çoğunda, resmi açıklamalar bulunan leşlerin vahşi köpeklerin ya da pumaların kurbanı oldukları şeklindedir. Çok iyi düzenlenmiş usta avcı ekiplerinin bütün aramaları boşa çıkmış ve Chupacabra’nın izine bile rastlanmamıştır -ama bu ekipler vahşi köpek ya da puma izi de bulamamışlardır.
