Antik Yunanlara göre gülün kökeni, Adonis’in ölüm efsanesiyle ilişkilidir. Adonis, Yunan tanrıçası Afrodit’in (Venüs) aşığıdır. Efsaneye göre, Adonis’in akan kanı ilk kırmızı güllerin de kaynağı olmuştur. Bundan dolayı gül, ‘ölüme karşı galip gelen’ aşkı ve yeniden dirilişi sembolize eder.
Antik Mısır Tanrıçalarından biri olan ‘Aset’, Yunan kültürüne ‘Isis’ adıyla geçmiştir. ‘İsis misterleri’, söz konusu dinî ve manevî geleneğin koruyucularına ve temsilcilerine verilen isimdir.
Antik Yunan geleneğinde, zambak ‘asalet‘ ve ‘hükümranlık’ ifade etmekteydi. Fakat gül zamanla onun yerini aldı. Özellikle Helenistik dönemde Isis misterleri zambak yerine artık sadece gül kullanmaya başladılar.
***
Cezayirli Apulee, tarafından yazılan Değişimler (Metamorphoses) ilk Latince roman olarak kabul edilir. Bu eserde gül’ün hayvani karaktere sahip olan kimseleri yeniden ‘insanı vasfına kavuşturan’ manevi bir özelliği vurgulanmaktadır.
Isis manevi geleneğine ait bu romanda, ‘büyüye olan merakı nedeniyle merkebe çevrilen kahramanın, tekrar insan suretine dönmesi ‘bir deste gül’ yemesiyle mümkün olur. Böylece, manevi bir ‘intisap’ sürecinin de anlatıldığı bu kıssada ‘gül’ sembolü, günah işleyerek kendini manen öldüren ve ‘cehennem hayatı’ yaşayan kişinin, ‘ilahi aşk’ sayesinde yeniden dirilişi temsil etmektedir.
***
Antik Roma dininde ‘gül’, özellikle ‘Güller Bayramı’nda ön plana çıkardı. Bölgelere göre 11 Mayıs ile 15 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilen bu bayram, ölülerin yadedildiği bir bayram olarak kutlanırdı. Yeniden dirilmek için ölmek gerektiği için, ‘gül’ özellikle cenazelerde bol bol kullanılırdı. I. yüzyıldan itibaren kutlandığı bilinen Roma’daki bu ‘Güller Bayramı’na ‘Güller’ anlamına gelen ‘Rosalia’ denmekte idi. Bu gelenek sonraları bütün İtalya’ya yayılmış ve günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir.
