Bir objeye dokunarak geçmişi okumak mümkün mü? Okültizmin bu gizemli yeteneği ile modern psikolojinin ölçüm bilimi aynı ismi nasıl paylaşıyor? Cevap, hafızamızın derinliklerinde saklı.
“Psikometri” (Ruhun Ölçümü) kelimesini duyduğunuzda aklınıza ne geliyor? Belki de mistik filmlerden fırlamış, eski bir saate ya da mücevhere dokunarak o eşyanın sahibinin geçmişini gören bir medyum. Bu, Okültizm’deki tanımıdır: Bir nesneye dokunarak kişi ya da olaylar hakkında bilgi edinme yeteneği. İlginç, değil mi? Peki, bunun bilimsel bir dayanağı olabilir mi?
Modern bilim dünyasında ise Psikometri, bambaşka, ancak bir o kadar da hayati bir disiplindir. Bu, psikolojik özelliklerin ölçülmesi ve değerlendirilmesiyle ilgilenen bir bilim dalıdır. Zekâ, kişilik, yetenek veya tutum gibi soyut kavramlar (doğrudan gözlemlenemeyen şeyler) bu bilimin araçlarıyla somut (ölçülebilir) testlere dönüştürülür. Örneğin, IQ testleri veya kişilik envanterleri (kişinin özelliklerini belirlemek için kullanılan sorular dizisi) bu alanda geliştirilir.
İki tanımı birleştiren ortak bir nokta var: Bilgi arayışı. Okültik psikometri ‘nesne hafızasını’ okuduğunu iddia ederken, bilimsel psikometri kişinin kendi zihinsel ‘nesnesini’, yani psikolojik yapısını ölçer. Her ikisi de algılanması zor olanı yakalamaya çalışır. Beyin taramaları (MRI) ve nöropsikoloji gibi alanlardaki (beyin ve davranış arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim) ilerlemeler, ruh halinin ve hafızanın somut, ölçülebilir izlerini ortaya çıkararak iki tanım arasındaki boşluğu kapatmaya çalışmaktadır.
