Örümcek çalışkanlığın, örgü örmede başarının, inceliğin sembolüdür. Fakat örümceğin olumsuz bir anlamı da vardır. Bu aslında örümcek ağıyla ilişkili olsa da, sonuçta örümcek ağını örümcekten ayrı düşünmemiz mümkün değildir. Örümcek ağı bakımlı yerlerde olmaz. Bu yüzden örümcek ağının bulunduğu yerler bakımsız ve pis sayılır. Bu açıdan bakıldığında örümcek, bakımsızlığın sembolüdür.
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethedince doğruca Ayasofya’ya gitmişti. Osmanlı geleneğine göre bir yer fethedildiğinde şehrin en büyük kilisesi derhal camiye çevrilirdi. Bu gelenek gereği Fatih de vakit geçirmeden Ayasofya’yı camiye çevirmek amacıyla oraya yöneldi. Padişah Ayasofya’ya girince, oranın harap görüntüsü karşısında üzüldü. Sadî’nin Farsça beytini söyledi:
“Perde-dârî mî küned der tâk-ı kisrâ ankebût, Bûm-i nevbet mî zened der kal’a-ı Efrâsiyâb”.
Yâni, “Efrâsiyâb’ın kubbesinde baykuş nöbet borusunu çalıyor, Kayserin sarayında örümcek perdedarlık yapıyor”.
Baykuş ıssız, terk edilmiş yerlerin sembolüdür. Örümcek de bakımsızlığın. Baykuş’un nöbet tuttuğu, örümceğin de perdedarlık yaptığı bir yerdi Ayasofya. Çok görkemli zamanları olmuştu. Fakat o günler çok gerilerde kalmıştı. Ayasofya, Osmanlıların eline geçtikten sonra eski ihtişamına da tekrar kavuştu.
