Odin tüm İskandinav tanrılarının en yücesi ve en yaşlısıdır. Bir gözünü bilgelik uğruna feda etmiştir.
Efsaneye göre Odin, Dünya ağacı Yggdrasil’e kendini asar ve dokuz gece boyunca orada asılı kalır. Böğrü bir mızrağın ucuyla deşilmiştir. Bu ölümcül yara onu yavaş yavaş ölüme götürmektedir. Rüzgârlar ağaca asılı bedenini sallayıp durur. Dokuz gün, dokuz gece boyunca hiçbir şey yemeden içmeden durur. Tam ölmek üzereyken fedakârlığı karanlık meyvesini verir: Acıdan kendinden geçerken aşağı bakar ve rünler orada kendilerini gösterir. Odin onları tanır; ne olduklarını ve kudretlerini anlar. İşte o sırada ip kopar ve çığlıklar içinde ağaçtan düşer.
Odin artık büyü nedir bilmektedir. Tüm dünya avucunun içindedir artık.
Odin’in pek çok adı vardır: Her Şeyin Babası, ölümün efendisi, darağacı tanrısı. Grimnir dedikleri de olur. Her ülkede adı farklıdır.
Dünyayı insanların gözünden görmek için tebdili kıyafet seyahat eder. İnsanların arasına pelerinli ve şapkalı, uzun bir adam olarak karışır.
Huginn ve Muninn diye seslendiği iki kuzgunu vardır, isimleri “düşünce” ve “hafıza” anlamına gelir. Bu kuşlar dünyanın çevresinde boydan boya uçup malumat toplar ve tüm bilgileri Odin’e getirir. Omuzlarına tüneyip kulaklarına fısıldar.
Görkemli tahtı Hlidskjalf’ta oturup nerede vuku bulursa bulsun, her şeyi izler. Ondan hiçbir şey saklanamaz.
Dünyaya savaşı o getirir: Savaşlar, düşman ordusunun üzerine atılan bir mızrakla başlar. Eğer muharebeden sağ çıkarsan Odin merhamet ettiğindendir ama orada can verirsen sana ihanet etmiştir. Savaşta yiğitçe ölürsen, onurlu ölülerin ruhlarını toplayan güzeller güzeli savaş bakireleri Valküreler gelip seni de alır ve Valhalla denen büyük salona götürür. Odin seni Valhalla’da bekler ve orada, Odin önderliğinde içip dövüşür, yiyip savaşırsın.
