Suyun mimaride kullanılması Asya’dan beri Türk Sanatında görülen bir özelliktir. Artuklu ve Akkoyunlu yapılarında eyvanlar içinde çeşmeden kademeli biçimde akıtılarak sular değişik, oyunlu yollarla havuzlara doldurulurdu. Aynı gelenek Divriği Darüşşifası havuzunda, Konya İnce Minareli Medrese, Mardin Zinciriye ve Kasımiye Medreseleri havuzunda, Sivas Numan Efendi Kütüphanesi Türbesinde, Kayseri Güpgüpoğlu Konağında görüldüğü gibi Selçuklu ve Osmanlılarda da karşımıza çıkar.
İçerisinde dere veya çay akan şehirlerin bazılarında sular küçük arklarla (yollarla) avlu, bağ ve bahçe içerisinden geçirilirdi. Bu sular temizlik ve sulamada kullanılırdı. Evlerin avlularından geçirilen sular değişik kademelenme ile akıtılırdı. Bu kademelerin her birine muhtelif delikli taşlar konularak sular bunların içinden geçirilirdi.
Taşların delikleri dışarıda bırakılırdı. Böylece bu deliklerden geçen sular her kademede farklı ses çıkartarak bir melodi oluştururdu. Suyun müzikli bir şekilde ilerlemesi, suyun hareketini izleyen ve dinleyen kişilerin huzur bulmasını sağlardı. Bu taşlara Kosova’daki Prizren şehrinde Çöpür Taşı ismi verilirdi.
Kaynak: Seda Özen Bilgili ve Hakkı Acun
