Orta ve İç Asya’da yaşayan Türklerin dünyanın ve insanın yaradılışıyla ilgili birçok efsanesi vardır. Bu efsaneler yakın çağlarda derlendiklerinden İslamiyet, Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm ve Maniheizm etkileri taşısalar da erken devir Türk mitolojisinin eşsiz kaynakları arasında yer alırlar.
Altay yaradılış destanına göre ilk başta her yer uçsuz bucaksız suydu. Tanrı Ülgen biçim değiştirmiş olarak suların üzerinde uçar ve konacak yer bulamaz. Bu sırada Ülgen’in gönlüne bir ilham gelir. Altaylılarca kabul edilen iki dişi ruhtan birisi olan Ak-ene (Ak Ana) Ülgen’e yaratma kudretini ve ilhamını verir. Ülgen de yeri ve göğü yaratır.
Ülgen yere bakarak “Yaratılsın yer!” demiş.
Bu istek üzerine denizden yer türemiş.
Ülgen göğe bakarak “yaratılsın gök demiş.”
Bu buyruk üzerine üstünü gök bezemiş.
Efsanenin bundan sonraki parçasında balığın dünyayla ilgili simgeselliğine yer verilir:
Tanrı Ülgen durmamış, ayrıca vermiş salık,
Bu dünyanın yanına yaratılmış üç balık.
Bu büyük balıkların üstüne dünya konmuş,
Balıklar çok büyükmüş dünyaya destek olmuş.
Dünyanın yanlarına iki de balık konmuş,
Dünya gezer olmamış, bir yerde kalıp donmuş.
Dünyanın altındaki balıkların, arzın yâni yeryüzünün dengesini sağlamada rolü vardır. Balığa kutsallık atfedilmiş ve o dünyanın dengede durmasının simgesi olmuştur. Aslında bu husus eski Hint tasavvurlarında da vardır. Balığın burada kullanılması aynı zamanda onun, insanın yaratılışının, hayatın yeniden doğuşunun, üremenin, bolluk ve bereketin simgesi olmasından ileri gelmiştir.
Efsanede, başı tam kuzeye (karanlık yer) çevrili olan bir balıktan bahsedilir. Bu balığın yönü biraz değişse tufan başlayacaktır. Söz konusu balığın başı, zincirle bir direğe bağlanmıştır. Aslında bu direk Dünya Ağacıdır yâni dünyanın eksenidir.
