İçeriğe geç
Anasayfa » Sözlük » Ruh Göçü

Ruh Göçü

    İ.Ö. 570 – 489 yılları arasında yaşamış olan Sisamlı ünlü bilgin Pisagor (Pythagoras), 23 yıl Mısır’da manastır eğitimi görmüş; Mısırlı rahiplerin geleneksel inançlarını incelemiş ve bunlardan etkilenmişti. Pisagor, Samos’a (Sisam) döndükten bir süre sonra Güney İtalya’ya gitti.

    Güney İtalya bir Yunan kolonisiydi. Pisagor burada kentin zengin ve soylu delikanlılarından 300 kadarını bir çatı altında topladı ve gizli bir okul kurdu. Öğrenciler burada son derece katı kurallarla eğitiliyordu.

    Bir kuru fasulye tanesini ya da baklagili ıslatıp karanlıkta bekletirseniz, çimlenme meydana gelir. Eski Mısır’da rahipler bu olayı bir mucize olarak görüyorlardı. Fasulye içindeki bir ruhun canlandığı için bu çimlenmenin gerçekleştiğini düşünüyorlardı. Mısırlılar bu durumu insan, hayvan ya da bitkinin bedeni içinde bir ruhun yaşamakta olduğu şeklinde yorumlamışlardı. Bu olgu, ruhların dolaşımı ve ruh göçü bağlamında Pisagor’u da etkilemişti.

    Pisagor’un formüllendirdiği Mısır ve Hint kaynaklı “ruh göçü” inancı şöyle özetlenebilir:

    İnsan varlığı ruh ve bedenden oluşur. Beden içinde tutsak olan ruh, gerçek özü oluşturur. Beden ölüp yok olabilir. Fakat bedenden bağımsız bir varlığa sahip olan ruh ölümsüzdür. Beden ruhun geçici bir evidir. Bir beden öldüğünde ruh başka bir bedene göç eder. Ruh, dünyasal yaşam boyunca gerçekleştirdiği eylemlere, yaptığı iyilik ve kötülüklere bağlı olarak sonradan, başka bir insan ya da hayvanın bedenine yerleşerek daha üstün ya da daha alçak bedenler içinde yeniden doğar. Ruhun değişik bedenlerde dolaşma süreci, kusursuz saflığa ulaşıldığında son bulur.

    Ruh göçü öğretisinin bir sonucu olarak Pisagorcular et yemekten çekiniyorlardı. Çünkü et hem bedenseldi, hem de eti için öldürülen hayvan, beden değiştirmiş bir insanın ruhunu taşıyabilirdi. Pisagorcular ayrıca tanrılara adadıkları dışında herhangi bir hayvanı öldürmüyorlar, hayvansal bir ürün olduğu için yünlü giysi de giymiyorlardı. Kuru baklagillerden hazırlanan yiyecekleri yemiyorlardı. Çünkü bedensel kökeni temsil ettiklerinden, onlardan uzak durulması gerektiğine inanıyorlardı.

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir