Yunanlar ve Romalılar sahip olduklarının bir kısmını tanrılara verirlerdi. Böylelikle tapındıkları ilahi gücü onurlandırmış olduklarına inanırlardı.
İki adak şekli vardı. Bunların ilkinde kan akıtılmazdı. Genellikle tarım tanrılarına yapılan bu adaklarda sebze ya da meyve yakılırdı.
İkinci adak türünde ise kan akıtılırdı. Bu adak şeklinde en kaliteli hayvanlar kurban edilirdi. Bunlar törenin hemen arkasından yenilirdi. En saygın adak boğa idi.
Her tanrının kendine özgü bir adaklık hayvanı vardı. Meselâ Hekate’ye köpek, Poseidon ve Helios’a at, Priapos’a eşek adağı yapılırdı. Demeter ve Dionysos’un onuruna bereketi artırmak için tombul bir dişi domuz adanması gelenekti.
Beyaz renkteki kurbanlar gökyüzü tanrılarına, siyah olanlar ise yer altı tanrılarına ayrılmıştı. Hayvanlar boğazları kesilerek kurban edilirdi. Kurban edilen hayvan bir gökyüzü tanrısına aitse, hayvanın boğazı yukarı doğru, eğer bir yer altı tanrısına aitse de aşağı doğru tutulurdu. Tören çoğunlukla bir ziyafet ile son bulurdu. Antik Yunan’da özellikle resmî törenlerde bir hecatombe (toplu kıyım) uygulanırdı. Yâni 100 adet inek bir arada kesilirdi. Kurbanların tamamen yakıldıktan sonraki durumuna ise holocost (yakılmış kurban) denirdi. Bu bilhassa savaş gibi önemli bir resmî olaydan önceki törenlerde olurdu. Son olarak olağan dışı kriz durumlarında adak bir insan da olabilirdi.
İnka, Maya ve Toltek medeniyetlerinde insan kurban etmek işi, Aztek dininin temelinde idi. İnsan türünün hayatta kalabilmesi için bu törenin mutlaka yapılması gerektiğine inanıyorlardı. Aztek kozmolojisine göre Güneş, tanrı Huitzilopochtill’i tanımlıyordu. Eğer bu tanrı için yeterince kan akıtılmazsa, Güneş’in seyri esnasında duracağına inanılırdı. Bundan dolayı Aztekler sistematik bir uygulama olarak insan kurban ederlerdi. Kurbanlık insanlar genellikle savaşta alınan köleler arasından seçilirdi. Mayalarda insan kurban etme işi piramitlerin en üstteki zirve noktasında yapılırdı.
