Arapça’dan geçen Nazar kelimesi, “bakmak” anlamına gelir. Mesela “ona artık düşman nazarıyla bakıyorum” ifadesi, “onu artık bir düşman olarak görüyorum” anlamına gelir. Fakat nazarın bu şekilde kullanımı artık neredeyse unutulmuştur. Nazar kavramı, zarar verici etkiye sahip göz ve bakışla ilişkilendirilir. Nazar etmek, “beğenilen bir şeye kıskançlıkla bakmak ve zarar verecek şekilde onu etkilemek” demektir.
Milâttan önce 4000 yılına kadar uzanan bir geçmişi olan nazar, Mezopotamya kökenli bir inanıştır. Nazarın işleyişinde en etkili olan unsur, kıskançlık duygusudur. Gözlerin, zihnin ve ruhun dünyaya açılan penceresi olduğuna inanılırdı. Bundan dolayı eski toplumlarda kıskançlığın zarar verici etkisinin göz vasıtasıyla gerçekleştiği kabul edilirdi. Bu sebeple eski kültürlerde her türlü hastalık, talihsizlik ve kötü durum, bilhassa da âni ölümler nazarla ilişkilendirilirdi.
Bir insanın çok iyi niyetli bile olsa, bir şeyi tedbirsizce övmesi sonucunda da nazar değeceğine inanılır. Birinin bu yolla eşine, çocuklarına hatta kendine bile zarar verebileceği inancı çok yaygındır. Yâni birinin nazar değdirmesi için onun kötü niyetli veya bilinçli olmasına gerek yoktur.
Nazar inancı, bizim toplumumuzun yanı sıra Avrupa, Akdeniz ve Latin Amerika başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde hâlâ yaşamaktadır. Her toplumda nazara karşı farklı tedbirler alınır. Bunların başında muska kullanmak gelir.
Muskalar üçe ayrılır:
1) Dikkati kendi üzerine çekerek nazarın etkisini azaltanlar (bu tarz objeler elbise dışına takılır ya da evlerin görünen yerlerine asılır)
2) Nazarı tersine çevirme gücüne sahip olan semboller (bunlar elbise altına giyilir)
3) kutsal metinlerden alınmış dua cümleleri (bunlar kaplanmış olarak boyna asılır ya da evlerin dışına yazılır)
Bilhassa hayvanlara ve çocuklara takılan mavi boncuklu, halkalı kolyeler, düğümler, deniz kabukları da diğer yaygın muska türlerini oluşturmaktadır.
